Powered By Blogger

1 Ekim 2014 Çarşamba

saçlarım kadar darmadağın

          boktan bir gecenin içine sonbaharlık çizmelerimle ilerliyordum. yerde kirli çamur, yukarıda kirli dünya. isli pis bir mahzenmiş hayat. ne çok kabuğu varmış hayatın. ne çok şey görecekmişiz meğer. bildiğim çok şeyi tersten okutacak kadar uzamış bir çeyrek yüzyılın içerisindeyim. ben bu balon hayatın havasını içime çekmekten usandım. kimse yanımda kalmayacak, en çok bunu ezber ettim. ne çok gidene salladık ellerimizi. havada kalan mendillerden bayraklar yaptık, onlara taptık. bak şimdi içimde bir put daha evrildi. taşıyamıyorum putlaştırdıklarımın hazin yükünü. adım atmaya mecalim kalmayınca popo üstü oturup ağladığım yaşlar çarçabuk, el bile sallamadan geçti.tertemiz bir çocuktum halbuki. ellerim beyaz sabun kokardı, tırnak aralarım pastadan çamur. siz bayım nasıl da kirli iki mağaraya çevirdiniz ellerimin Hira yalnızlığını.
          uzak diyarlarda kirli paslı... daha ötesine varmayan dilimle basıyorum tuşlara. ne çok öldürdün beni, ne çok sevmiştim seni. Asiliğimi asalet gibi gören gözlerinize vurulduydum bir vakit. vurmak pat diye yapılan bir şey. yahut güm! bam! vurmayaydınız iyiydi. ne zaman yeni bir hikayeye kanat çırpsam kanatlarımda iki çengelli iğne gibisiniz. tenime en çok batan sizsiniz. çok yoruldum ayakta dikilmekten, artık yana kayıp yer verebilir misiniz? ben size yan koltuktan hikayeler okurum cıvıltısız sesimle. dokunmadan da sevmenin her yokuşunu yürümüşlüğü var çatlayan topuklarımın. sizi o yokuşlardan birinde terk edebilir miyim?
          bazen sahibi olduğum bütün hayatları, bütün kimlikleri, kitapları, düşleri, aşkları ve defterleri bir mezarın içine gömüp yalınayak koşmak istiyorum. ben çok yoruldum. çıkarken kapıyı çekebilir misiniz? yahut üstümüze bir kilit?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder